|
Evi Yıkılacak Sarmaşığın
24-08-2008 16:06
Hüseyin MAHİR
'...bu şiirleri; büyümüş bir çocuk yazdı./ ... / Çocuk gözü, çocuk duyarlığı, çocuk şiirliği, çocuk sıcaklığı yol gösterdi ona...' Bunları, daha 'sunu'sunda, çocuksu, 'saf'ça ve 'duru'ca dile getiren sevgili Yetkin ARÖZ'ün 'Evi Yıkılacak Sarmaşığın' adlı kitabı için; esasen başkaca bir söze gereksinim yok! Ancak, çocuk sevimliliğindeki bu kitabı henüz görmemiş, okumamış olanlara tattırmamak da haksızlık olur... Aröz, bu kitabına; Atatürk, kitap, okul, öğretmen, aile, doğa, hayvan, tarih vb. konuları kalemiyle çocukça nakışlarken, Sueltürk de; resimleriyle çocukça renklendirmiş onları.Kitap; 49 şiir, 56 resimle desteklenmiş. Eğitimci-ressam Muhip SUELTÜRK; Aröz'ün bu şiirlerini sindirmiş olacak ki çok güzel resmetmiş, 'resimşiir' çıkartmış ortaya. Teşekkür ve tebrikler ona... Şair Yetkin Aröz, 'Bir gün çıkagelir/ Bir kitap kurdu' diye başlatmış dizelerini ki, sanki çocukları tüm kitaplara aç kurt gibi saldırtmak istemiş ve 'Açılır kapıları yüreğinin/ ... gülümser yüzü' diye de bitirmiş o dizeleri. İlk öğretmeninin tahtaya çektirdiği ilk çizgiyi unutamamış, atardamarım dediği Türkçe ona, ana gibi kokmuş. Memleketi bilge güzelliğiyle kucaklayan Atatürk'ün gözlerinde erimiş. Sorusu olsun çocukların diye dilekte bulunmuş, sadece çocuklara değil büyüklere de karne verilmesini sorgulamıştır.
SEVGİLİ HÜZÜN
Çocuk yürek(li)lere; sevgili-hüzün, hüzünlü-sevgi yerleştirmiş durmuş. İçinizden gülümsemeye duruyorsunuz hüznü okurken, ağlamaya duruyorsunuz sevinci okurken; yürek bir iniyor bir çıkıyor; pıt-küt, küt-pıt... Dayanıyorsunuz, başarıyorsunuz yaşamayı: '... Çocuklar sağlıklı/ Çocuklar güler yüzlü/ Çocuklar sevinç gözlü/ Nerdesin iyi yürekli Tanrım/ Çocuklar ölmemeli' (ölmesin, s. 13) 'Sabahları babam götürürdü/ Beni okula/ ... / Simit param cebimde/ Koşup girerdim/ Okulun kapısından/ Bilirdim/ Bakardı ardımdan' (ben onu, s. 29) 'Evi yıkılacak sarmaşığın/ Haberi yok olacaklardan/ ... / Bir şeylerden haberi yok/ Açıyor tomurcuk' (evi yıkılacak sarmaşığın, s. 39) 'Şanslı bir çocuksun sen/ ... / Senin doğduğun ülkende/ Hemen ilk ağızda ölüyor/ doğumluların üçte biri/ ... / Sarıl Didem bebek sarıl/ Annenin sıcaklığına/ Mutluluğu tat minik ellerinle/ Öyle hep gülümse' (didem bebek, s. 73) 'Cami avlusunda çocuklar/ Hiç düşünmezler ölümü/ ... / Bir acıdır saplanmaz yüreklerine/ Ağaçların gölgesinde yaz günü' (cami avlusu, s. 77) 'Çocuğun gözyaşları inci tanesi/ Dökülürken yanaklarına/ Dökülürken bir acıya bir özleyişe/ Dökülsün yaşlarınız sizin de/ İnsin yüzünüzden sessizce/ Bırakın insin/ Yıkayıp yunmak için yüreğinizi de' (bırakın kendinizi, s. 101) 'Bir deniz feneriyim ben/ ... / Işık ışık uzatırım gözlerimi/ ... / İsterim ki her zaman açık olsun/ Aydınlık olsun yolları/ Varsınlar uzak limanlarına/ Yaktığım ışıklar gibi/ Ayrılık görmesin sevdikleri' (deniz feneri, s. 107)
ÇOCUK GÖZÜYLE
Çocuk gözüyle büyükleri, büyük gözüyle çocukları şiirleştirmiş. Nine ve dede gözüyle çocuğa, çocuk gözüyle nine ve dedeye bakmasını, onların özlem ve isteklerini şiirine yerleştirmesini bilmiştir: 'Çocuklar 'dede' diye çağırıyorlar beni/ ... Biliyorlar belki de/ Onlardan daha çocuk dedeleri' (s. 23), 'Eliyle gösterdi dedem/ Görünce kanat vuran bir kuşu/ Ha... ba... bu... ba bu.../ Günlerden bir gün/ ... / Dedemden önce söyledim/ Görünce o uçan kuşu/ Ha ba bu ba bu.../ En uzun konuşmam oldu' (s. 55), 'Kucağına koşarım hemen de/ Sarar sıcaklığımı kollarında/ Öpücükler kondurur/ Mutlanır uçarım göklerimde/ Ninem benim, benim ninem/ Sığdıramam yüreğime' (s. 61), 'Bir tek ninem/ Gelir bulurdu bizi/ Sevecen ve kararlı/ Tutardı ellerimizden' (s. 63), 'Dedem güzel insandı benim/ Sevgi gözleri vardı/ Işıl ışıl sevecen/ Hep yarınlara bakardı' (s. 119). 'Büyümüş Çocuk' Yetkin Aröz'ün; kısa dizelerle ördüğü, çocuk-çocuk coştuğu 'Evi Yıkılacak Sarmaşığın' adlı sevimli kitabını, sadece çocukların(ızın) değil, siz 'büyümüş çocuklar'ın da okuması gerekiyor. Çocukları tanımak için, anlamak için, belletmek-düşündürmek için, bir şeyleri kavratmak için... Okumalısınız; 'Yürümek için kardeşliğe barışa/ Ak çıkarmak için yüzümüzü' (s. 25) 'Karne dediğin yaşamın/ Koca dershanesinde olmalı/ Küçük büyük herkes/ Notlarını birer birer almalı' (karne vermeli büyüklere de, s. 25). Evi Yıkılacak Sarmaşığın (Büyümüş Bir Çocuğun Şiirleri) / Yetkin Aröz/ Broy Yayınevi/ İst., Ocak 2008/ 120 s.
Hep ile Hiç Arasında
M. Güner DEMİRAY
Ahmet Necdet '2000-2008' yılları arasında yazdığı şiirleri Hep ile Hiç Arasında adlı yapıtında topladı. Bu şiirleri de süzme bal tadında. Çağdaş gazeller, hoyratlar, tuyuğlar ve dörtlüklerden oluşuyor şiirler. Gelenekle çağdaşlığın biçimlendirdiği söyleyişlerle yeni bir şiir atmosferi yaratmış şair. Yetkin bir sentezle kendi kişilik ve biçemini bu koşuklara ustaca yerleştirmesini bilmiş.Şiirlerde ince bir felsefi düşünceyi de görebiliyoruz. Hep ile hiç ne demek? Bana göre hep varlığı, hiç yokluğu simgeliyor. Yaşama bu gözlükle bakıyor Ahmet Necdet. Gizemci bir duyarlılığın çağdaş doruklarda yeniden yorumlanışı olsa gerek bu sözcükler. Ayrıca gizemli ve ölçülü bir anlatımla diyalektik bir anlayış da yaratılmış. Aşk, sevda, dünyevi istekler, yaşam ve ölüm izlekleriyle bilinçaltı dediğimiz giz perdesinin açılımını gerçekleştirmiş. Öz ve arı bir şiire varmaya çalışmış.Dizelerde iç ses zenginliği göze çarpıyor. Uyaklar, lirik yapıya ses yönünden olumlu bir katkı sağlıyor.Metinlere bakacak olursak ilk şiir 'Şiirimizin En Önemli Eleştirmeni' adını taşıyor. Bu şiirde kendini şiir eleştirmeni sanan kişiye göndermeler yapıyor, ona tepki gösteriyor. Bir tür taşlama bu şiir:Şiirimizin en önemli eleştirmeniŞuranın ayak bağı/ pasaklı ceniniEvirgeni/ çevirgeni/ banka kemirgeniŞiirimizin en önemli eleştirmeni (s. 11)Hoyrat, halk yazınımızın önemli bir türü, bir mani çeşidi. Elazığ, Güneydoğu Anadolu ve Irak Türklerinin geleneksel şiiri. Ahmet Necdet bu türe çağdaş bir renk veriyor:Al beniİstanbul'da bu beniÇıldırtacak dedilerBu sendeki albeni (s. 12)GeldimKendimi âşık kıldımAşk müşkildir dedilerEn az bin kere öldüm (s. 12)Ahmet Necdet aynı zamanda çağdaş bir gazel ustasıdır da. Bu divan yazını geleneğini yeni söylemlerle varsıllaştırıyor, bu türe Türkçenin gücünü ve güzelliğini katıyor. Dizelerindeki ses uyumu müzikal bir ritme yol açıyor.Bu dünyadan kim geçti, nasıl, ne zaman geçti,'Fikrimin ince gülü' söyleyin nerde açtı?Beşiktaş - Vişnezâde ve en çok da PangaltıBir gülün kokusunu tüm İstanbul'a saçtı....Sevdalı mıydı? Elbet! Ne var ki Ahmet NecdetDiye sevdiği kişi Hiçkimse'ydi, bir Hiç'ti.Adı Ay'dı, Somay'dı bir yıldız olup kaydı,Kanatsız bir melekti, birden sonsuza uçtu. (s. 22-23)Sevgili eşi Nilgün için de yazar... Daha çok dörtlüklerle seslenir ona. Şairin izleği çok zaman aşktır. O pencereden bakar yeryüzüne....Sen ey güzel uyumu tüm uyumsuzlukların,Beni üzme, gönendir, elinin üstünde tut,Dün böyle sevmiştin ya, bugün değilse yarın,Beni bende bırakma, sende kalmakla avut! (s. 33)Tuyuğlar da mani biçiminde aruzla yazılmış koşuk. Şair yeni yaratılarla bu türe çağdaş bir anlam katıyor. Gözemci bir düşünü aşkla tümleyerek yeni bir estetik yapıya yöneliyor.IVSen tinsel bir şafakta duruyordun,Orda Baudelaire-perest bir şiir kurdun,Gördüğüm düş mü, yoksa gerçek mi:Canımsın dedin, canevimden vurdun! (s. 37)Kısaca söylemek gerekirse, Ahmet Necdet'in şiirleri okunmalı. Hele bu anlamsız şiir yazanların ortamında şairimiz bizi gerçek şiirle tanıştırıyor. Ürettiği ürünler yüreğimizde pırıl pırıl yanıyor. Şairin vicdanı, Ahmet Necdet'in şiirinde can buluyor. Hep ile Hiç Arasında/ Ahmet Necdet/ Artshop Yayınları/ 46 s.
Doğum Günü Partisi
Sedat DEMİR
Zenginlik, kabul edilir ki, yoksunluk duygusunu arttırdığında tam bir baş belasıdır. Hele hele zengin olma dürtüsünün temellerinde yoksulluğun göz açtırmayan hırsı varsa, korkularla, ince hesaplarla iktidarı elden bırakmamak için yaşanır neredeyse. Böylesi bir amaca adanmış yaşamların ardında trajedilerin, anksiyete arızalarının hemen yanında başarı parıltıları durur ve ister istemez ilginç hikâyeler ortaya çıkar. Kuşkusuz, iyi olanı satın alabildikleri gibi kötü olanla yapılmış bağlayıcı bir kontratın sonuçlarıyla yüzleşirler. Özellikle servetleri, üzerlerine konuşulduğunda, zihin bulandıracak miktarda olan yeryüzü şanslılarının yaşam öyküleri özgün bir nicelik taşır. Meraklısının, daha önce 'Günahlar Labirenti' adında çıkan kitabıyla tanıştığı Panos Karnezis'in Türkçeye çevrilen ikinci yapıtı Doğum Günü Partisi'nin baş kişisi Marko Timeleon, işte böylesi bir kontratı imzalamış bir kurmaca karakteri. Söyleşilerinde ünlü armatör Aristoteles Onassis'in hayatından esinlenerek yazdığını açıklamaktan kaçınmayan Karnezis, romanı, Timeleon'un satın aldığı adada, 'Doğum Günü Partisi'ni bir İzmir rüyasıyla başlatır. Pek hayra yorulmayacak rüyanın kahramanlarından olan İzmir, aslına bakarsanız Timeleon'un hayatının en önemli evrelerinden birisini yaşadığı yer. Osmanlı Devleti için çalışan mühendis olan babası ile rahibe annesinin yaşadığı topraklarda, Anadolu'da açar gözünü hayata ve ilk konuştuğu dil -Rumca ile birlikte- Türkçedir. Marko büyüdükçe bu iki dilden ve ailesinden uzaklaşmak ister. Karnezis'in önceki romanındaki Yunan askerlerinin Anadolu'yu terk etme biçimi olan denize dökülmek yerine Marko, denizi kullanarak dünyanın diğer ucuna, Arjantin'e kaçar, ailesinden, yazgısından. Ve bir daha denizi hiç bırakmaz.
SUYLA GELEN SERVET
Zaman ilerledikçe, sahip olması gerektiğini düşündüğü materyallere sarılır Marko: Kadın 'ne yazık ki aşk da kısa süre içinde maddeleşir onun için- ve deniz yoluyla kazanılacak para. Ancak Karnezis'in, okura anlatmak için ve kahramanına hatırlatmak için seçtiği İzmir'den sonra ikinci görüntü, nedendir bilinmez, Marko Timeleon'un ilk-gençliğinde yaşadığı eşcinsel deneyim. Bu fenomene yaslanmak, romanın başlangıcı için oldukça sert bir tutum, ancak açıklayıcı. Anlatı boyunca akıllara durgunluk verecek birçok serüvenin içinde bulunan Marko'nun bu anısı, bir anlamda onun parçalayıcı enerjisini sağlayan, dünya ile ilişkisini düzenleyen başat eylemlerden birisi. Her zaman aşırılığı gücün bir çağrışımı olarak değerlendirirken, ailesiyle olan bağlarını bile sembolik düzeyde kullanıyor ve entelektüel olan kayıp babasını bulma niyetiyle müneccimlerle işbirliği yaparken, annesinin bir azize olarak ilan edilmesi için İstanbul'a gelip patriğe para yardımında bulunabilecek kadar uçlarda dolaşabiliyor. Acımasız ticari bir önseziye ve yargıya sahip olan Timeleon siyaset ve sanatla da işleri için ilgileniyor, tıpkı gerçek dünyadaki Onassis gibi. O da dört mevsim bronz kalmanın erdemine, solaryum cihazının muhteşemliğine, yani iyi görünmeye iman ediyor. Hâlâ iletişim kanallarında hakkında popüler yorumlar yazılmaya devam edilen, bir zamanlar ülke gündemimizi de epey meşgul etmiş Onassis ailesi, romanın kahramanıyla ve olay örgüsüyle kesin benzerlikler taşıyor. Ölen melankolik erkek çocuk, sosyeteden uzak kalmayı yeğleyen kız evlat, ilk eşin şüpheli ölümü, mesleki seçimler birebir örtüşüyor. Sermaye dünyasının Yunan filozofu Aristoteles Onassis de, vaktinde roman kahramanı Timeleon gibi gazetelere spot olabilecek etkili kelimeler, manidar deyişler, argo saflığıyla küfürler sarf etmiş. Siyaset ve medyayla olan ilişkileri de örtülü biçimde romanda vurgulanıyor. Elbette, Onassis günümüzü yakalasaydı ya da Timeleon kanlı canlı birisi olsaydı, bu zamanın dört gücünü servetlerinin etrafına bir çit gibi germeyi ıska geçmezlerdi. Marko Timeleon hakkında tüm bu verileri aslında Karnezis, romanın gerçek zamanı olan kızının doğum gününde, armatörün kendisinin biyografisini yazması için tuttuğu İngiliz Ian Forster'in bellek işleyişinin aracılığıyla da vermiş. Ian Forster'ın biyograflığının yanı sıra aileye şaşılası bir aktiviteyle karışmasının ardından, büyük bir skandaldan çekinerek kızının karnındaki müstakbel torununun dünyaya gelmesini engellemek isteyen baba armatör, bambaşka bir sürprizle karşılaşır. Böylelikle roman Timeleon'un zihninden, Ian Forster'ın sıkı takibiyle ve Karnezis'in berrak bir hayal gücünün, sağlam dil yapısının eşliğinde akıp gidiyor. Asıl mesleğinden vazgeçip İngiltere'de yazar olmayı seçen, yazdıklarını bir bir Yunanca'ya çeviren genç romancının, farklı bir edebiyat algısıyla Marko Timeleon'un çene yoran servetini ve trajedisini kaleme aldığı bu kitap, okuyanın zihnini yormuyor. Anlatılan mekânların seçimi ve düzenlenişi, bireyin tarih yazımının yeni anlayışı, büyüyü gerçekte arayıp bulması ile Doğum Günü Partisi, deniz mevsiminde bir okuma şölenine dönüşüyor. Doğum Günü Partisi/ Panos Karnezis/ Çev: Kıvanç Güney/ Merkez Kitaplar/ 240 s.
Oyunlardaki Kadınlar
Zehra İPŞİROĞLU
Fakiye Özsoysal'ın 'Oyunlarda Kadınlar' kitabı feminist bir bakış açısından yola çıkarak yepyeni bir okuma modeli sunuyor bizlere. Kadının erkil dünyadaki yeri ve konumu nedir, kadın/erkek ilişkileri nasıl gelişiyor, kadına bu ilişkiler bağlamında toplumda ne tür roller veriliyor, ne tür haklar tanınıyor, kadın bu rolleri ne dereceye kadar nasıl içselleştiriyor, hangi engeller ya da tıkanma noktalarıyla karşılaşıyor, kendi kimliğini bulması ve kendini gerçekleştirmesi hangi olgulara bağlı gibi sorular, bu çalışmanın temelini oluşturuyor. Örneğin Nâzım Hikmet'in bu kitapta incelenen 'Ferhat ile Şirin' oyununda eski bir aşk öyküsünden yola çıkılarak sömüren/ sömürülen ilişkisi gözler önüne serilir. Ferhat'ın Şirin'e kavuşabilmek için olanaksız olanı başarması, demir dağı delerek susuzluktan kıvranan köy halkını suya kavuşturması gerekir.Nâzım Hikmet'in Ferhat'ı tipik bir kahramandır, çünkü kendini coşku ve inançla halkının kurtuluşuna adamıştır. Şirin'e ise tek bir seçenek kalmıştır artık, o da onu çoktan unutmuş olan Ferhat'ı sabır ve özveriyle beklemek... Böylece bu oyuna okuyucu odaklı bir yaklaşımla feminist açıdan baktığımızda, oyunun devrimci iletisinden bağımsız olarak yepyeni bir okuma sürecinin içine çekiliyoruz. Nitekim Boyalı Kuş Tiyatrosu'nun bundan birkaç yıl önce İstanbul'da sahnelediği Ferhat ile Şirin uyarlaması da buna çarpıcı bir örnek veriyordu. Bu uyarlamanın çıkış noktasını da olayların akışında ikincil bir yer alan kadınlar oluşturuyordu çünkü.
TOPLUMSAL CİNSİYET
Fakiye Özsoysal yeni okumaları gündeme getiren kitabında toplumsal cinsiyet izleğini birbirinden ayrı yapılarda beş oyunda ayrıntılı olarak inceliyor. Amacı hem epik tiyatro, uyumsuz tiyatro, gerçeküstü tiyatro gibi yeni anlatım biçimlerine yönelen, hem de içeriksel açıdan eleştirel boyutu olan bu oyunlarda nasıl bir kadın imgesi yaratıldığını araştırmak.Yazınsal metinlerin, özellikle de modern metinlerin en belirgin özelliği yerleşik algılama ve görme biçimlerini sorgulaması. Kanıksadığımız, görmediğimiz, klişeleştirdiğimiz olguları bize farklı bir açıdan, farklı boyutları ve renkleriyle gösterebilmesi. Kitapta incelenen oyunların da ortak yanı var olan sistemi sorgulayan eleştirel duruşları. Bu açıdan da oyun metinlerindeki gizli ideolojinin, yani erkil bakışın ortaya çıkarılması ve metinlere oyun yazarlarının oyunlarına yükledikleri anlamdan ve iletiden bütünüyle bağımsız olarak yeni yorumlar getirilmesi özellikle önem kazanıyor. Böylece Özsoysal Nâzım Hikmet ile Vasıf Öngören gibi tiyatromuzda öncü konumda olan devrimci yazarların yapıtlarından yola çıkarak seven/ fedakar/baştan çıkarıcı/ şeytan kadın gibi klasik rollerin, erkil sistemi doğal bir biçimde içselleştirmiş olan erkek yazarların yapıtlarında nasıl ortaya çıktığını ayrıntılı olarak gözler önüne seriyor. Öte yandan kitapta yer alan kadın yazarların, Adalet Ağaoğlu'nun ve Sevim Burak'ın, oyunlarında toplumsal cinsiyet izleğine nasıl çok daha başka bir duyarlılıkla yaklaştıklarını da ayrıntılı oyun çözümlemeleriyle somut olarak irdeliyor.'Oyunlarda Kadınlar'ı biricik ve özgün kılan, yazarın oyun metinleriyle kurduğu dolaysız iletişim; çalışmanın altyapısını oluşturan feminist kuramların bizdeki çoğu bilimsel araştırmada olduğu gibi kendi başına bağımsızlık kazanmaması, tersine metnin farklı katmanlarını ve boyutlarını irdeleyebilmek için anahtar işlevini görmesi. Böylece bu oyunlar üzerinde çalışacak olan bir dramaturga ya da oyunları sahnelemek isteyen bir yönetmene çok önemli ipuçları vererek zengin bir düşünme, araştırma ve çalışma malzemesi sunuyor. Ayrıca kitapta sunulan model yazar/ metin/ okuyucu ilişkisinde yepyeni bir kapı aralıyor. Çünkü toplumsal cinsiyet konusunu temel alan okuyucu odaklı bir yaklaşım başka metinlere de bu gözle bakmamızı, metinlerin şimdiye değin ayırdına varmadığınız yepyeni boyutlarını bulgulayabilmemizi sağlayacaktır.
FEMİNİST BAKIŞ
'Oyunlarda Kadınlar'ın okuyucuyu özgün ve yaratıcı bir düşünme serüvenine çeken heyecan verici, neredeyse kışkırtıcı bir kitap olduğunu söyleyebiliriz.. Çünkü oyun metinlerine feminist açıdan, farklı bir bakışla bakarken, kolektif bilincimizde yerleşmiş olan, bu nedenle de hiç düşünmeden benimsediğimiz, içselleştirdiğimiz gelenekleri ve değerleri de alabora ediyor. Feminist bakışın özelliği temelinde kadın haklarını ve kadın/ erkek eşitliğini savunarak, içinde yaşadığımız erkil dünyayı sorgulayabilmesi. Ne var ki erkil dünyada feminizm kavramı da doğal olarak erkek düşmanlığı olarak geçiştiriliyor, böylece de bu kavram içi boşaltılarak çarpıltılıyor. İşin ilginci aydınlarımızın, dahası dil duyarlığı olan tanınmış yazarlarımızın bile erkil sistemin dayattığı söylem biçimini bugün hâlâ sürdürmeleri. Sözgelimi Enis Batur 'Söz'lük'de dile getirdiği gibi erkeğe bilgeliği, kadına ise yumuşaklığı yakıştırıyor. Ataerkil yapılanma içinde kolektif kültürel koşullandırılma öylesine yoğun ki, kadınların da bu yerleşik söylemi doğal bir biçimde içselleştirdiklerini görüyoruz. Oysa kadının kafasının işlediği, bilgi sahibi olabildiği, bilgiyi yaşama uygulayabildiği, bilgelikle üreticiliği bütünleştirebildiği, buna karşılık erkeğin saldırganlığını, sertliğini törpüleyebildiği, barışcıl, yumuşak ve esnek bir duruşu benimsediği bir dünya belki de çok daha farklı bir dünya olurdu. Ama nedense bilgelik sadece erkeğe öngörüldüğü gibi, 'yumuşak' sözcüğü de erkek için kullanıldığı anda eşcinselliğe gönderme yapıyor. Çünkü erkeğin yumuşak olması onaylanır bir şey değil. İşte toplumsal cinsiyet sorununu gündeme getiren feminist bakış kolektif bellekte kökleşerek yer etmiş olan ve bugün de tüm yoğunluğuyla geçerliğini sürdüren bu tür söylemlerin sorgulanmasını ve eleştirilmesini sağlıyor. Bu açıdan da Fakiye Özsoysal'ın kitabı sadece tiyatroyla ilgilenen küçük bir kesimi değil, toplumda ve edebiyatta toplumsal cinsiyet sorunu üzerinde düşünen uzak yakın herkesi ilgilendirebilecek çok önemli bir çalışma. Oyunlarda Kadınlar/ Fakiye Özsoysal/ E Yay./ 200 s.
75 defa okundu.
Habere Yorum Ekle |