Dolar 2.18
Euro 2.879
Altın 89.4456
BIST 79262.41

Büyük Tablo

Kiraz Gökırmak

Kiraz Gökırmak

Tüm Yazıları

kirazgokirmak@gmail.com



Rengârenk ipliklerle dokunmuş, üzeri değişik motiflerle süslü bir kilimin üzerinde yürüyen bir karınca için o kilim engebelerle dolu zor bir zeminden başka bir şey değildir. İlmekler ve düğümler arasında giderken ne renklerin ne de desenlerin farkındadır karınca. Tek amacı, bir an önce bu engebeli yoldan kurtulup düze çıkmak, toprağa kavuşmak ve yuvasına yiyecek taşımaktır.

 

Kilimi yere seren kişi için ise durum farklıdır. Belki Kapalıçarşı’dan pazarlık ederek almıştır ilk bakışta vurulduğu o kilimi, belki de bir seyahat sırasında tesadüfen önünden geçtiği eski bir dükkânın vitrininde görüp beğenmiştir. İçindeki bordoların canlılığı dikkatini çekmiştir bir ihtimal, ya da geometrik desenler yerine çiçeklerle bezenmiş bir Karabağ kilimi olduğu için farklı gelmiştir, kimbilir… Odanın ortasına serdiği bu kilim bir başkalık getirmiştir ortama. Gider, gelir ona bakar hep; üzerinde durup inceler. Renklerin uyumunu, çiçeklerin dallarla bütünleştiği noktaları, köşelerdeki simetriyi algılar. Sonra, ardındaki emeği düşünür. Nedense, onu dokuyanın genç bir köylü kızı olduğunu hayal eder. Lakin, kilim eski olduğu için o köylü kızı da çoktan yaşlanmış, hatta ölmüştür diye geçirir aklından. Kilimin ilk olarak nereye serildiğini merak eder; kaç ev değiştirdiğini, üzerinde kimlerin yürüdüğünü, hangi yaşamların hangi durumlarına, ne tür sevinçlere ve dramlara tanık olduğunu… Bir canlı gibi görmeye başlar onu. Görmüş geçirmiş, bilge bir varlık gibi. Taş avlulara serilip arap sabunlarıyla yıkandığını düşler, kadınların onu fırçalarken söyledikleri türküleri duyar. Birinin çeyiziyken yıllar sonra bir başkasının mirası olduğunu farz edip evden eve taşıdığı hüznü paylaşır… Tüm bu düşünceler ve duygularla daha çok yakınlık duyar kilimine, daha çok sever onu.  Yaşanmışlığında, hayatın büyüsünü bulur. Kilimin sanki bir ruhu vardır da bu ruh giderek eve siner; bir sıcaklık yayılır çevreye. Ya da ona öyle gelir. O, kilime tepeden bakar çünkü, üzerine hikâyeler yazıp hayaller kuracak kadar tepeden…

 

Karınca yürümeye devam eder. Girinti ve çıkıntılarla dolu zor bir yolu ardında bırakmıştır. Ayaklarının altındaki zemin de değişmiştir artık, saçakların arasında gitmektedir. Birden, kocaman siyah bir engelle karşılaşır. İçgüdüsel olarak yönünü değiştirir, daha düz bir yere çıkar ve hızlanır. Ama, o kocaman siyah şey bu kez tepesinde belirir ve yolunu keser. Bir an ikisi de durur... Bir an... Sanki bir karar anıdır bu... Ve karar verilir... Karınca, ne olduğunu anlayamadan kendini ulaşmaya çalıştığı toprağın üzerinde bulur. Kocaman siyah şey ise balkondan salona adım atarak içeriye girer, kilimin üzerinde yürür. Kilim, onun bedeninden yayılan enerjiyi içine çeker, ilmeklerine kaydeder, renklerinden yansıtır... Bordolar parıldar, yeşiller ve maviler ışık saçar, çiçekler canlanır… Yaşamın sihri tüm evi kuşatır ve kimbilir taa nerelere kadar uzanır.

 

Hepimizin hayata biraz tepeden bakmamız gerektiğine inanırım ben. O zaman büyük tablo ortaya çıkar çünkü. Yaşarken hay huydan fark edemediğimiz güzellikler, koyduğumuz hedeflere varmak için koştururken yanından geçip gittiğimiz ve asla göremediğimiz manzaralar, ardımıza ve önümüze bakarken kaçırdığımız anlar, fark edemediğimiz detaylar hep o büyük tabloya aittirler. Bu tabloyu görebilenlere “vizyoner” denir, çünkü onların görüş alanları diğer insanlarınkinden daha geniştir. Onlar, başkalarıyla aynı yere baksalar bile gördüklerini daha geniş bir perspektif içinde algılar, duyarlılıkları sayesinde en küçük ayrıntıyı bile yakalarlar. Hayallerine gerçekleri kadar önem verirler. Beş duyunun, üç boyutun, yedi rengin sınırları içinde yaşamazlar. Sezgileriyle hissettikleri daha başka boyutların binbir tonu içinde düşler kurmayı bilirler. Ve sonra o düşleri gerçeğe dönüştürürler.

 

Eski bir Karabağ kiliminin üzerinde yürüyen, ama onun renklerini ve desenlerini göremeyen, ilmekleri arasında yolunu şaşıran, püsküllerine takılıp paniğe kapılan ve bir türlü toprağa kavuşamayan bir karınca gibi debelenmek yerine, biraz olsun yükselip büyük tabloyu görmenin zamanıdır artık... İnsanoğlu,  en büyük evrimini dünyaya yukarıdan, kendine ise içeriden bakmayı öğrendiğinde gerçekleştirecektir. Özgürlüğün, aydınlanmanın ve bir olmanın sırrını da belki bu sayede keşfedecektir. 

 

 

Bu yazı 426 kez okundu…

OKUYUCU YORUMLARI

Yandex.Metrica