Çocukluğumun Western filmleri geldi önce aklıma. Vahşi, ilkel Kızılderili ile medeni, adalet dağıtıcısı Amerikalı. Medeniyete karşı direndikleri için ne kadar salak bellemiştik Kızılderilileri. Sevimli kanun kaçağı ile yakışıklı, soğuk ödül avcısında ise adalet mutlaka sağlanır diye düşünmeye başladık. Sonra filmler değişmeye başladı; Dallas ile zenginin kuralının geçerli olduğu, kadınların da bu zengin aileye yamanmak için her şeyi feda edebilecekleri geldi karşımıza. Zenginlik her şeyden önemliymiş der olduk. Her kadın bir Ceyar arar oldu, Su Elın edalarıyla…
Sonra, sonra Rambo serileri başladı. Tek başına tüm dünyaya meydan okuyan kahraman Amerikalı… Çoğunlukla Vietnamlıların eline esir düşen mazlum Amerikalıları kurtarıyordu, binlerce Vietnamlı caniyi öldürerek. Amerikalılar kahraman oluyorlar, kanlarını yerde komuyorlar demek ki demeye başladık. Derken yakın dönemlerde “Görevimiz Tehlike” dizileri başladı. Birkaç kişilik ekip ülkelerin iktidarlarını değiştiriyorlardı, ama hep kötü yönetilen ülkelerin iktidarlarını. “Tanrım harika Amerikalılar zorda kalırsak bizim de iktidarımızı değiştirirler ne güzel” diye düşünüp, Amerika’nın gücüne inandığımızı fark edemedik belki. Bu Kızılderililer neden savaşıyorlar, Amerikalıların ne işi var o topraklarda demeden izledik çoğunlukla. Dallas dizilerinde para hayalleri kurarken, onur, emek, hak gibi değerleri yok etmeye başladığımızı fark etmedik. Rambo ile Amerika’ya boyun eğilmesi gerektiği mesajının, film aracılığı ile kabul ettirilmeye çalışıldığını da fark edemedik, “Görevimiz Tehlike” dizilerinde müdahale edilen ülkelerin hep Afrika ya da Orta Doğu ülkeleri olduğunu fark etmediğimiz gibi.
Sonra yerli yapımlar girdi hayatımıza. Kadın-erkek arasında yaşananlar onları ilgilendirir derken, milyonların gözü önünde kendilerini birilerine yamamaya çalışan kadın ve erkekleri gördük birden. Birkaç dakikalık ün adına değerlerimizi pazara çıkardık. Magazin adına kimin kiminle yattığı, yattığı kişi sayısının ün kıdeminde önemli olduğu çakıldı beynimize. Çakma model edalarında dolaşmaya başladı genç kızlar. Aileler kızımızın istikbaline engel olmayalım diye “kızım nedir bu hallerin” demediler, diyemediler. Sonra en acının sattığı programlarla acılar yarışmaya başladı. Acıya duyarsızlaştığımızı fark edemedik. Sonra da her kadının kumalığı kabul ettiği, şiddete sesini çıkarmadığı, sevdiği için adamın her şeyini kabul ettiği, tecavüzün meşrulaştırıldığı diziler başladı. Çoğu kadın bilmem kim ağa gibi bir adam hayal ederken, çoğu erkek de bilmem kim ağa ya da oğlu gibi davranmaya hayatındaki kadına şiddet uygulamaya, tecavüz etmeye, yine de dediğini yaptıramazsa öldürmeye başladı. Ölümler arttıkça şiddet filmleri arttı, şiddet filmleri arttıkça da kadın ölümleri…
Diziler aracılığıyla siyasi yaşantımızın nasıl şekillendirildiğine ise şimdilik değinmeyeceğim.
Şimdi de hayatın gerçeklerini sunmak adına yeni bir dizi başladı. Çoğunlukla ülkemizin belli bölgelerinde yaşanan çocuk gelinleri işleyen bir diziymiş. Beyinlerin bir köşesindeki “barbar Kürtler”, “tecavüzcü Kürtler”,vb. kavramları güçlendirecek bir dizi. Oysa bir ülkenin bir bölgesinde, böylesi olaylar sık yaşanıyor ve kanıksanıyorsa, suç o bölgenin değil, o ülkeyi yöneten iktidarlarındır. Suç, küçük çocuklarla evlenmeyi hak gören zihniyetlerin ülke yönetiminde söz sahibi olmasındadır. Suç, benim bölgemde sık yaşanmıyor diye düşünüp soruna duyarsız kalan diğer kadınlarındır. Suç, pedofili (çocuklarla cinsel ilişki) suç olduğu halde çeşitli bahanelerle yasaları işletmeyen yargı mensuplarınındır. Çocuk pornosu oynatma ve izleme suç iken; “gerdek gecesi çekimlerinden yayınlanmayan sahneler” yazılarıyla 15lik bir kız çocuğunun, 70lik bir adamın koynuna verilişi bölümlerinin rahatlıkla yayınlanabilmesi ve bu konuda işlem yapılmaması ise daha büyük bir suçtur. Üstelik bu yayınların izlenme rekoru kırdığı düşünülecek olursa, yaygın bir pedofili sorunu ile karşı karşıya olduğumuzu da atlamamak gerekir.
Sonra da kalkıp kadın cinayetleri ve çocuk tecavüzleri neden artıyor demesin kimse.
Televizyonlar aracılığıyla meşrulaştırılan bu hayatlar, artarak devam edecek ve bu ülke her yeni güne yeni cinayet, yeni pedofili, yeni benimki daha acı hikayeleri ile başlayacak.
O kadar alışacak, o kadar duyarsızlaşacağız ki; koca koca adamlar aldıkları kararlarla ülkeyi savaşın eşiğine getirdiklerinde, demokrasinin içine ettiklerinde bile “yayınlanmayan sahneler” şehveti/ sapkınlığı ile izleyeceğiz olanları, sesimizi çıkarmayacağız, tecavüze uğrayan çocuğun biz olduğumuzu fark etmeden.
Bu yazı toplam 3303 defa okunmuştur.