26 Temmuz 2016 Salı 08:06
Halk idam diyor


FETÖ darbe girişimi ve Cumhurbaşkanlığı Külliyesine yapılan hava  saldırısına ilişkin bir soru üzerine Erdoğan, Külliye'nin ilk defa böyle bir  silahlı darbe saldırısıyla karşı karşıya kaldığını anımsatarak., "Hemen  önümüzdeki bölgede atılan bombalar neticesinde 5 kişi orada şehit oldu ama onun  200 metre aşağısında yine bir kavşak noktası vardı, oraya da yine uçaklar bomba  attılar, orada ölüm olmadı. Böyle bir saldırıyla karşı karşıya kaldık.Tabii  sadece burası değil, hepsinden öte Türkiye Cumhuriyeti Parlamentosuna bombalar  yağdırıldı" dedi.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan söz konusu darbe ve saldırıların siyasi  yaşamının en kritik anı olup olmadığı yönündeki bir soruya da şu cevabı verdi:
 
"Siyasi yaşamımın en kritik anıydı diyebilirim, yani şu ana kadar 14  sene içerisinde böyle bir anı yaşamadık. Tabii en büyük üzüntümüz, bu şahsımdan  öte milletime karşı yapılmış bir darbeydi, bir saldırıydı. Çünkü parlamentolar  nerenin temsilcisidir? Milletin temsilcisidir, milletin vekillerinin olduğu  yerdir. Mesela benim daha önce Başbakanlık odam olarak kullandığım yer tamamıyla  adeta şu anda yok oldu ve Parlamentonun Genel Kurul binasının dışında hemen hemen  her yer şu anda harabe halinde. Bu bir demokrasiye saldırıdır ve bu demokrasiye  saldırıya da milletimiz çok sert karşılık vermiştir."
 
Darbe girişimi sonrası görevden alınan hakimler ve söz konusu girişime  gösterilen hızlı tepkinin nasıl oluştuğu sorusuna ise Cumhurbaşkanı Erdoğan,  şöyle konuştu:
 
"Şimdi şunu bir defa çok açık, net ortaya koymak lazım. Önce bu  silahlı darbe girişiminde bulunanların attığı adımın mazisi 30-40 yıllık bir  geçmişe sahip. Biz ise şu anda Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yönetiyoruz ve  Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yönetirken de benim 14 yıl Başbakanlık ve  Cumhurbaşkanlığı dönemim var. Tabii ki yargıyla, polisimizle, askerimizle burada  şüphesiz ki bizlerin her an, kim kimdir, bunları bilme zorunluluğumuz var. Milli  İstihbarat Teşkilatımız var, Emniyet İstihbarat Teşkilatımız var, Askeri  İstihbarat Teşkilatımız var, bütün bunları biliyorsunuz oralarda çalışan personel  hakkındaki bilgileri, her şey ortadadır ve burada zaten yakalananlar, bunların  içinde itirafçılar, bunlarla birlikte yargı şu anda adımlarını atmaktadır,  kurumlar ve kurumların sorumluları da adımlarını atmaktadır."
"Hukuk dışında herhangi bir adım söz konusu değil"
 
Erdoğan, 15 Temmuz sonrası gerçekleştirilen görevden uzaklaştırmaların  hukuk çerçevesinde yapıldığını vurgulayarak, hukuk dışı atılmış herhangi bir  adımın söz konusu olmadığına dikkat çekti.
 
FETÖ'nün çok ciddi yapılanması ve bir şeması olduğuna işaret eden  Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
 
"Darbe için, hukuk içinde darbe denilebilir mi? Darbeler tamamen hukuk  tanımaz adımlardır ve bu hukuk tanımaz adımlara karşı şu anda bunların mahfilleri  neresiyse, bu darbe girişiminde bulunanların kendilerine ait kurumları var,  bunların eğitim kurumları da var, bunların asker içerisinde bu temsilcilerinin  dışarıdaki irtibatlı olduğu yerler var, bunların kendilerine ait çok ciddi bir  yapılanması, bir şeması var ve bütün bunların hepsi, Milli İstihbaratta bunların  kimlikleri, vesaireleri belli ve bunlar belli olduğu için zaten bunların üzerine  süratle gidilebilmiştir. Bunların okulları var, üniversiteleri var, lise, orta,  bu tür okulları var, bunların hepsi zaten biliniyordu."
 
Eğitim alanındaki öğretmenlerin bu boşluğunun nasıl doldurulacağını  ilişkin bir soru üzerini de Erdoğan, bu alanda herhangi bir boşluğun kesinlikle  söz konusu olmadığı cevabını verdi.
 
Erdoğan, "Bizim için 20 bin, 30 bin öğretmen açığı diye bir şey söz  konusu olmaz. Biz şu anda bunlarla ilgili hemen Milli Eğitim Bakanlığımız zaten  şu anda bir imtihan yapıyor ve bu imtihanla birlikte de yaklaşık bu 25 bin, 30  bin öğretmen alımını yapacak ve bu öğretmenlerle birlikte bu zaten tamamen  kapatılacaktır. Burada üniversitelerle ilgili herhangi bir şey hiç söz konusu  değil. Çünkü üniversitelerin referans üniversiteleri var, dolayısıyla oralardaki  öğrenciler o referans üniversitelere gidecek ve o referans üniversitelerde onlar  yine eğitim-öğretimlerine devam edecek. Ama bir şeyi iyi öğrenmemiz lazım. Bu bir  terör örgütü, bu terör örgütüne karşı devlet şu anda refleksini ortaya koymuştur  ve bu refleksiyle beraber bu darbeyi şu anda def etmiştir. Daha henüz bitmiştir  demiyorum, bu süreci takip etmemiz lazım, eğer burada bir gevşeklik, rehavet  olursa çok daha tehlikeli olabilir." değerlendirmesinde bulundu.
 
Gülen örgütünün (FETÖ) gerçekten bu darbenin esas unsuru olduğunu mu  düşünüyorsunuz, yoksa öz eleştirel olarak bu aslında memnuniyetsizliğin  oluşturduğu farklı motiflerin bir araya geldiği bir ortam mıydı?" sorusuna ise  Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle cevap verdi:
 
"Şimdi bunları biz aslında gayet iyi biliyoruz, yani bütün istihbarat  bilgilerimizle, şu anda hele hele bütün itirafçılarla. Örneğin bakıyorsunuz  Silahlı Kuvvetler’deki birisi Genelkurmay Başkanını özellikle adeta konuşturmak  isterken söylediği söz, isterseniz sizi kanaat önderimiz Fethullah Gülen’le  görüştürelim diyor. Bakın, bu terör eyleminin, bu silahlı darbe girişiminin  nereden idare edildiğini, nasıl yönetildiğini çok açık, net ortaya koyuyor.  Bunlar tabii şu anda yargıya hepsi verilmiş durumda, yargının elinde bunlar birer  belge olarak var ve bu itirafçıların sayısı da her geçen gün artıyor."
 
"OHAL'in uzatılmasını gelişen şartlar belirleyecek"
 
Erdoğan, olağanüstü halin 3 ay sonunda uzatılıp uzatılmayacağı ve bu  süreçte neler yapılacağı sorusunu cevaplarken de hukuk çerçevesinde OHAL'in 3 ay  sonunda artı 3 ay olarak uzatılabileceğini hatırlattı.
 
Olağanüstü halin uzatılmasını gelişen şartların belirleyeceğini  aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:
 
"Eğer normalleşme süreci olmuşsa, normalleşme sürecine girmişsek zaten  devamına gerek yok. Bakın Fransa’da bizimki gibi bir darbe filan olmadı, bir  terör saldırısı oldu ve terör saldırısının da boyutu belli. Bizimkiyle mukayese  edilir bir şey değil. Bakın bizde şehit var, bunun yanında 2 bin 187 yaralı var,  onlarınkinde böyle bir şey yok ve devlete karşı yapılıyor bu. Ve Fransa ne yaptı?  3 ay önce ilan etti, ardından bir 3 ay daha ilan etti, şimdi bir 3 ay daha ilan  etti ve böylece 6 aydan 9 aya şu anda çıkmış vaziyette. Biz ise şu anda 3 aylık  bizim böyle bir ilanımız söz konusu. Eğer bu 3 ay içerisinde bir normalleşme  olursa zaten tekrar uzatmak diye bir şey söz konusu değil, ama 6 aya kadar bunu  uzatma yetkimiz var."
 
"AB'nin dışında dünyanın neredeyse tamamında idam var"
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Gerçekten idamın söz konusu olması, idam  cezasının tekrar yürürlüğe konmasını, getirmeyi düşünüyor musunuz? Ki bu durumda  dünyadaki dostlarınızı da belki çok azaltma durumu olmayacak mıdır ve bir nevi  dostların uzaklaşması söz konusu olmayacak mı? Gerçekten idam cezasının geri  getirilmesini düşünüyor musunuz, yoksa sadece bir tehdit miydi bu?" şeklindeki  bir soruya da, şu cevabı verdi:
 
"Şimdi bakın, bir defa bazı gerçekleri görelim, dünya gerçeklerinden  uzak yaşamayalım, dünya gerçeklerini görelim. Dünyanın ne kadarında idam var, ne  kadarında idam yok, bunu görmemiz lazım. Sadece şurada Avrupa Birliği üyesi  ülkelerde idam yoktur ama bunun dışında dünyanın neredeyse tamamına yakınında  idam uygulaması vardır.
 
Burada bir gerçeği vurgulayalım; bakınız şu anda biz 53 senedir Avrupa  Birliği’nin kapısındayız, biz idam cezasını kaldırdık. İdam cezasını kaldırdık da  ne değişti? Şu anda eğer demokratik bir hukuk devletindeyseniz, demokrasilerde  söz kimindir? Halkındır değil mi? Halk şu anda ne diyor? İdam diyor. Biz  yöneticilere düşen görev nedir? Halkın bu talebini, hayır, biz sizin bu  talebinizi kabul etmiyoruz diyebilir misiniz? Bu talebi getireceğimiz yer  neresidir? Parlamentodur, Parlamentoya bu talep gelir, Parlamento kabul eder veya  etmez. Ederse bununla ilgili adımlar atılır ama etmezse o zaman da söyleyecek  hiçbir şeyimiz yok.
 
"AB'nin yaklaşımını şahsım olarak samimi bulmuyorum"
 
"Bakınız, eğer bu darbe girişimi başarılı olsaydı bu şehit sayısı  binlerce olurdu ama başarılı olamadılar" diyen Erdoğan şöyle devam etti:
 
"Böyle bir şeye biz seyirci kalabilir miyiz? Halk şu anda isyan ediyor  ve halk adeta gittiğimiz meydanlarda, her yerde bize bunu söylüyor. Ve siz  siyasetçi olarak, hayır, biz sizin bu söylediğinizi kabul etmiyoruz, dinlemiyoruz  dediğiniz anda, o halk o siyasi hareketten de bu ülkeyi yönetenlerden de kopar,  onun için böyle bir şeye evet deme hakkımız yok. Avrupa Birliği’nin de bu  noktadaki yaklaşımlarını doğrusu başta şahsım olarak da samimi bulmuyorum."
 
"Normalde Cumhurbaşkanı olarak önemsediğimiz kararları kendinizin  verdiğiniz durumlar oluyor?" sorusuna ise Erdoğan,"Kim söylüyor bunu? Böyle bir  karar verme yetkim var mı? Kim söylüyor? Ben kral değilim, ben sadece  Cumhurbaşkanıyım, yani halkın, milletin seçtiği yüzde 52’yle bir Cumhurbaşkanıyım  ve Türkiye’de krallık yok. Demokratik bir hukuk devleti içerisinde biz halkın  taleplerine kapalı olamazsınız, hayır diyemezsiniz." şeklinde cevap verdi.
 
Erdoğan, ARD sunucusun "Yurt içinde ve yurt dışında güçlü bir  Cumhurbaşkanısınız" sözleri üzerine, şunları kaydetti:
 
"Güçlü bir Cumhurbaşkanı olmak Anayasaya aykırı, yasalara aykırı  hareket etme yetkisini size vermez ama halkın nabzına kulak vermeyi gerektirir.  Eğer halkın nabzına biz kulak vermemiş olsaydık, halkımız beni yüzde 52’yle  Cumhurbaşkanlığına getirmezdi. Ama halkımla olan diyaloğum iyi olduğu için,  halkım yüzde 52’yle beni Cumhurbaşkanlığına getirmiştir, kurucusu olduğum partiyi  yüzde 50’yle iktidarda tutmuştur. Dolayısıyla halkla siyasetçi hiçbir zaman kopuk  olmamalı, halkın taleplerine de her zaman kulak vermeli ve parlamenter  demokrasinin içerisinde bu açıkça bellidir."
 
"Bu destek Türkiye değil, bir insanlık görevi olarak Suriyeli  mültecilere gelecek"
 
Erdoğan, " Avrupalılar şu anda sizinle çok açık konuşmuyorlar insan  hakları konusunda bildiğiniz gibi, çünkü Avrupalılar sizden bir şey istiyorlar ve  sizden bir şey alıyorlar ve bunu da iyi bir şekilde alıyorlar hizmet olarak, bu  da mülteci anlaşması konusu. Bu durumda aslında bir şansınız da var diyebiliriz  değil mi?" sorusu üzerine de sözlerini şöyle sürdürdü:
 
"Şimdi Avrupalı derken ben Avrupa’da yaşayan halkları kastetmiyorum.  Ama Avrupalı dostlarımız, yöneticiler bir defa samimi davranmıyorlar. Şu ana  kadar 3 milyon Suriyeli ve Iraklı mülteciyi ülkesinde barındıran Türkiye  Cumhuriyeti’ne karşı şu anda Avrupa Birliği üyesi ülkeler verdikleri sözü yerine  getirmemişlerdir. Ve bizler bütün bu yaptığımız harcamaları ki yaklaşık şu anda  sadece devletin bütçesinden 12 milyar dolar harcanmıştır, STK’larımız bir o kadar  harcamıştır, fakat şu anda Avrupa’dan hala Türkiye’ye herhangi bir destek  gelmemiştir; bu destek Türkiye Cumhuriyeti’nin bütçesine gelmeyecek, bir insanlık  görevi olarak Suriyeli mültecilere gelecek. Ve biz Suriye’den gelen  kardeşlerimizi sadece insani bir görev olarak burada misafir ediyorsak, Batılı  niçin burada kendisi de biz de burada bir şey üstlenmemiz gerekir demiyor? Hala  Batının bu noktada attığı bir adım yok. Maalesef hiçbir Batılı ülke bu konuda  samimi olmadı. Söz verdiler, 3 milyar avro göndereceğiz dediler. Sorun bakın ARD  Kanalı olarak,  'ne gönderdiniz' diye. Maalesef sembolik şu anda gönderdikleri  1,5,-2 milyar, o kadar."
 
'Geciken adalet, adalet değildir'
 
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin 30-35  yıldır terörle mücadele ettiğini belirterek, "Bu teröristlerin büyük birçoğu  Almanya'da besleniyor, Almanya bunlara çok ciddi destek veriyor. Ben bunlarla  ilgili Sayın Şansölye'ye 4 bin dosya verdim. Geciken adalet, adalet değildir."  dedi. 
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Alman ARD kanalına verdiği mülakatta,  Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) darbe girişimi ve sonrasında yaşanan  gelişmelerle ilgili soruları cevapladı.
 
Avrupa ile yapılan mülteci anlaşmasında Türkiye'nin güvenilir bir  partner olarak kalıp kalmayacağına ilişkin soru üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan,  "Şimdi bir şeyi çok açık, net söyleyeyim; bir defa, biz mülteciler konusunda ne  söz verdiysek biz sözümüzün arkasında dururuz. Ama şimdi soruyorum, Avrupa'ya  sorun, siz verdiğiniz sözün arkasında durdunuz mu? Bakın şu ana kadar az önce  zikrettiğim rakamları bize ödemeleri lazımdı, hala ödemediler. Sorun onlara,  ödeniniz mi? Ama Türkiye bakın hala barındırmaya devam ediyor, 3 milyon insanı  biz barındırıyoruz. Biz bu 3 milyon insanı bıraksaydık, bunlar Avrupa ülkelerine  gitmiş olsaydılar, Avrupa o zaman ne yapacaktı?" ifadelerini kullandı.
 
Erdoğan, mülteci konusunda Avrupa'nın Türkiye'ye ihtiyacı olduğu,  Türkiye'nin de Avrupa'ya hangi konuda ihtiyacı olduğunun sorulması üzerine, "Şu  anda Avrupa Birliği (AB), bunu tüm AB üyesi ülkelerden almak suretiyle bize buna  aktaracak, yani kendi havuzundan bunu aktaracak, şu ülke, şu ülke diye böyle bir  ayrım yapılmadı. Mesela şu anda diyelim ki Yunanistan bir krize girdi, Yunanistan  krize girdiği zaman biliyorsunuz yaklaşık 400 milyar avronun üzerinde bir destek  oraya verildi. Kime verdiler? Yunanistan devletine verdiler. Biz bunu kendi  devletimize istemiyoruz ki, buradaki mülteciler için bu isteniyor." diye konuştu.
 
"Böyle bir şeyde din, dil, ırk, bunlar gözetilir mi?"
 
Para gelmese de Suriyeli, Iraklı mültecilere bakılacağını ve hatta şu  an onlarla ilgili vatandaşlık çalışmasının yürütüldüğünü belirten Erdoğan, AB  üyesi ülkelerin insani ve vicdani olarak ne düşündüğünü sordu.
 
AB ülkelerinin kapılarını kapattığını, mültecileri Müslüman oldukları  için ülkelerine almadıklarını kaydeden Erdoğan, "Böyle bir şeyde din, dil, ırk,  bunlar gözetilir mi? Gözetilmemesi lazım. İnsanlara insan olarak bakacağız,  dininden, dilinden, ırkından dolayı değil. Maalesef yaklaşım tarzı içerisinde  bunları görüyoruz, bunlar çok daha üzücü oluyor." değerlendirmesinde bulundu.
 
"AB verdiği sözleri yerine getirsin"
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir başka soruya verdiği yanıtta da şunları  kaydetti:
 
"Şimdi aslında konuşulması gereken, birinci derecede tabi vize  serbestisi. Vize serbestisi olayı 2013 yılında bizim karara bağladığımız bir  süreçtir ve 2015 itibarıyla da vize serbestisi başlayacaktı ve geri kabul eş  zamanlı olarak yürütülecekti ama vize serbestisi olmayınca geri kabul noktasında  da tabii şu anda bu iş yürürlüğe girmedi. Halbuki bunu en son dediler ki, 'tamam,  bunu temmuz başı itibarıyla yapalım.' Şimdi temmuzda geldiğimiz nokta ortada ama  hala görüyorsunuz sözler tutulmuyor, vize serbestisi hala sağlanmadı. Geri  kabulde, Türkiye'den geri kabul istiyorlar. Şimdi bunları mütekabiliyet  anlayışına göre yapmalıyız. Sözleri taraflar tutmalı, yani AB de tutmalı,  şüphesiz ki biz de tutmalıyız; biz sözümüzdeyiz. Ben Cumhurbaşkanı Erdoğan olarak  hükümetimle uyum içindeyim ve bu işlerde biz ne söz verdiysek bunu yerine  getiririz, yeter ki AB verdiği sözleri yerine getirsin."
 
"Avrupa ülkelerinin birçoğundan çok daha iyi bir konumdayız"
 
Erdoğan, ekonomiyle ilgili bundan sonra atılacak adımlara ilişkin  soruyu da yanıtladı.
 
Türkiye'nin, ekonomik bakımdan Avrupa ülkelerinin birçoğundan çok daha  iyi konumda olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:
 
"Bizim ekonomik olarak herhangi bir sıkıntımız yok. Gayet iyi bir  konumdayız. Bakın ben bir şey söyleyeceğim size, şu anda büyüme oranlarına bakın,  büyüme oranlarına baktığınız zaman Türkiye şu anda AB üyesi ülkelerin neredeyse  tamamına yakınından çok daha iyi bir noktadır. Ve şu anda yine mesela bu darbe  girişimi olmuş, darbe girişiminin olduğu günün ertesinde piyasaya sürülen döviz  nedir biliyor musunuz? 2,5 milyar dolar, darbe girişiminin olduğu günün  ertesinde, böyle bir yapı söz konusu. Şu anda bizim Merkez Bankamızın döviz  rezervi 122 milyar dolardır, iyi bir noktadayız. İhracatımız artışımız devam  ediyor, herhangi bir şey burada da kesiklik söz konusu değil. Bunların hepsi,  sizin bu sorduğunuz sorudaki ifadeler dezenformasyondur."
 
"Türkiye atacağı adımlarla bu süreçten de güçlenerek çıkacaktır"
 
Erdoğan, turizm noktasında çalışmaların sürdüğünü ve toparlanma  olduğunu anlattı.
 
Türkiye'nin Rusya ile ilgili bu süreçteki toparlanmanın aynı  kararlılıkla devam ettiğine değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:
 
"Bir şeyi burada vurgulamam lazım; Almanya turist sayısı itibarıyla  Türkiye'nin her zaman bir numaralı destinasyonudur, bu yıl duruma tabii bakacağız  ne konumda olacak? Fakat şunu özellikle bilmenizi istiyorum ki; Türkiye atacağı  adımlarla yine aynı şekilde bu süreci güçlenerek devam ettirecek ve bu süreçten  de güçlenerek çıkacaktır. Bir defa, piyasaların tepkisi hepsinin olumludur.  Mesela bizim en büyük kurulumuz iş dünyasında hepsi bu olumlu tepkilerini  sürdürüyor. Bankalarımız öyle, hiçbir finans sektöründeki bankamızda sıkıntı söz  konusu değil. Niçin bizim bankalarımız yaptığı açıklamalar dinlenmiyor? Bakın  şimdi Osmangazi Köprüsü'nü açtık, bu ayın 26'sında Yavuz Sultan Selim Köprüsü'nü  açıyoruz, muhteşem bir eser. Ardından aralık ayının başında Boğaz'ın altından  ikinci tünel geçiyor, onun açılışını yapacağız. Ülkenin ekonomik durumu budur ya,  bunlardır, bunları yapıyoruz."
 
"Dezenformasyona gidilirse yazık olur"
 
 ARD sunucusunun, Türkiye'deki olayların toplumun bölünmesine neden  olduğunu ve bu bölünmenin Almanya'ya da yansıyarak iç güvenlik sorunu  oluşturduğunu iddia etmesi üzerine, Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu yorumun neye  dayandırıldığına bir anlam veremediğini belirtti.
 
Erdoğan, şöyle konuştu:
 
"Siz acaba her akşam Türkiye'nin dört bir yanında, 81 vilayette  meydanlardaki bir defa yapılanları hiç duymuyor musunuz? Meydanlarda Türk  milletinin nasıl toplandığını, Türk'üyle, Kürt'üyle, Laz'ıyla, Çerkez'iyle,  Gürcü'süyle, Abaza'sıyla nasıl toplandığını hiç takip etmiyor musunuz? Almanya  devlet televizyonlarının bunları görmesi lazım. Bu meydanlara toplananlar  birliği, beraberliği konuşuyor, demokratik ve Cumhuriyet'e sahiplenişi ortaya  koyuyor. Ve bir ortak deklarasyonla Parlamento'daki tüm partiler bu darbe  girişimini kınadılar, bütün STK'lar kınadılar, kınıyorlar. Siz hangi ayrımdan  bahsediyorsunuz, nasıl bir ayrım oluyor? Yani burada bir defa samimi bir medya  yayını yapmak lazım, dürüst bir medya yayını yapmak, bu konuda dezenformasyona  gidilirse yazık olur. Meydanlar bunu konuşmuyor, Parlamentomuz ortak  bildirgesiyle bunu zaten çok açık, net ortaya koymuştur, bütün STK'larımız  meydanlarda toplanıyor. Örneğin dün ana muhalefet partisinin şu anda liderliğinde  yapılmış dev bir Taksim mitingi vardı, aynı şekilde şu anda STK'ların her akşam o  günden bugüne 10 gündür Türkiye'nin dört bir yanında meydanlarda gece geç  saatlere kadar toplantıları var. Ve Türkiye'de herkes demokrasiye sahip çıkarken  eğer siz derseniz ki, 'Türkiye'de demokraside bir sıkıntı var', bu gerçekten  bizim için üzüntü verici olur, yanlış olur."
 
"İslamcı bir saldırı olarak değerlendirmem"
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, sunucunun "Almanya'daki İslamcı saldırılar"  ifadesine itiraz ederek, "Şimdi bir defa şunu çok açık ortaya koymak lazım: Yani  ben ne Münih'teki, ne Ansbach'taki bütün bu şeyleri asla İslamcı bir saldırı  olarak değerlendirmem ve sizler de böyle bir yanlışa düşmeyin. Bir defa, terör  saldırılarına İslamcı sıfatını takarsanız bu Müslümanlara, tüm dünya Müslümanlara  saldırı olur, saygısızlık olur." diye konuştu.
 
Erdoğan, "İslamcı terör" ifadesinin çok ciddi bir yanlış olduğunu ve  terörün asla İslamcı olmadığına dikkati çekti.
 
"Ben şöyle bir şey söyleyeyim: Hristiyani bir terör diyebilir misiniz  veya Musevibir terör diyebilir misiniz? Bir Musevi böyle bir terör eylemi  yaparsa, kalkıp bu Musevi bir terördür diyebilir misiniz veya Yahudi terörü  diyebilir misiniz?" diyen Erdoğan, antisemitizmi dünyada gündeme getirip  lanetleyen ilk liderlerden biri olduğunu ve terörün her türüne birlikte karşı  çıkılması gerektiğini ifade etti.
 
Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande'ın da "İslami terör" diyerek  aynı hatayı tekrarladığını söyleyen Erdoğan, "Müslümanları adeta terörist olarak  ilan ediyorsunuz, bu ifade buraya götürür. Antisemitizm neyse bir defa bu noktada  Müslümanlara karşı da bir defa İslamcı bir terör ifadesini kullanmak aynı  yanlıştır, bundan sıyrılmamız lazım." değerlendirmesinde bulundu.
 
"Teröristlerin büyük birçoğu Almanya'da besleniyor"
 
  Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin son zamanlarda Almanya'da meydana  gelen terör saldırılarını önlemeye yönelik rolü konusunda ise şunları kaydetti:   
 
"Ben bir Müslümanım, halkının büyük bir çoğunluğu Müslüman olan bir  ülkenin cumhurbaşkanıyım. Biz ülkemizde 30 yıldır, 35 yıldır terörle mücadele  ediyoruz ve bu teröristlerin büyük birçoğu Almanya'da besleniyor, Almanya bunlara  çok ciddi destek veriyor. Ben bunlarla ilgili Sayın Şansölye'ye 4 bin dosya  verdim ve Sayın Şansölye'ye sorduğumda ne yaptınız diye, 'işte yargı devam  ediyor, şu anda o dosyaların sayısı 4 bin 500 oldu' dedi. Bakın, geciken adalet,  adalet değildir. Ve şu anda bu teröristler Almanya'da yaşıyor, Fransa'da yaşıyor,  Belçika'da yaşıyor, Hollanda'da yaşıyor ve bizim bunlarla ilgili istihbaratımız  bu bilgileri aktardığı halde bu teröristler bize teslim edilmiyor. Bir defa,  terörizmle mücadelede ortak mücadele şart, eğer bu ortak mücadele yapılmazsa  Almanya'nın da başı derttedir, Fransa'nın da Hollanda'nın da Belçika'nın da tüm  Avrupa ülkelerinin de başı derttedir ve dünyanın başı derttedir."  
 
NATO toplantısında da benzer konulara değindiğini hatırlatan Erdoğan,  teröre karşı hep beraber el ele vererek, din, dil, ırk ayrımına gitmeden birlikte  mücadele edilmesi gerektiğini ve ortak hedefin insanlığın barışı ve huzuru olması  gerektiğini vurguladı.
 
"Biz bu mücadelenin içindeyiz"
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Avrupa'nın verdiği mücadeleye de katılacak  mısınız o zaman?" sorusuna, "Biz bu mücadelenin içindeyiz, biz şu anda DAİŞ ile  mücadele ediyoruz, biz PKK ile mücadele ediyoruz, biz YPG ile mücadele ediyoruz,  biz PYD ile mücadele ediyoruz ama bunları dostlarımıza söylediğimiz zaman kendi  ülkelerinde böyle bir mücadele yok." ifadelerini kullandı.
 
PKK'nın Almanya'da cirit attığını, çadır kurarak terörist başının  resimlerini Strazburg'da, Brüksel'de, Avrupa Birliği Parlamentosu'nda, Avrupa  İnsan Hakları binaları ve çevresinde sergilediğini belirten Erdoğan, "Bunlar  terör örgütü olarak ilan edildiği halde bu terör örgütü oralarda para topluyor.  Nasıl mücadele ediyoruz?" dedi.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Münih'te ölenler arasında 4 Türk'ün de olduğunu  hatırlatarak, "Her iki taraftaki terör eyleminde ölenler için gerek şahsım,  gerekse milletim adına ben tüm Alman halkına başsağlığı diliyorum, gerek Ansbach,  gerekse Münih. Tabii el ele vermemiz şart, birlikte olmamız şart ve barışı  birlikte yakalamamız şart." diye konuştu.
 

Son Güncelleme: 26.07.2016 08:08
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.