Mümtaz Soysal
Şenlik Çeşitleri
21-07-2010 10:38
TÜRKLERİN Batı kültür mirasına yabancı kaldıklarına inananlar varsa, ki AB’nin kuzey ve doğu uçlarında böyle söyleyenler çoktur, onları şaşırtmanın en kolay yolu, Türkiye’de düzenlenen uluslararası klasik müzik festivallerinden söz etmektir. Özellikle sanat alanında Batı kültürü denince akla klasik müzik gelmez mi, hem uluslararası niteliği, hem de yaratış özgünlüğüyle?
Türkiye’de düzenlenen klasik müzik festivallerinin başka ülkelerde kolay rastlanmayan birtakım özellikleri var. Düzenleniş tarzları hayli ilginç.
Hele ikisi var ki, benzerlerini Batı ülkelerinde bulmak zor: Biri Ankara’da Sevda-Cenap Vakfı’nın uluslararası festivali, öbürü de bu yıl altıncısı düzenlenen D-Marin Turgutreis Festivali.
Batı dillerinin “festival” sözcüğü ya da onun karşılığı olarak Türkçede kullanılan “şenlik” her iki âlemde de biraz eğlence, bayram ve panayır kokar. Oysa, klasik Batı müziği demek, her şeyden önce ciddilik ve disiplin demektir. Öyle olduğu için de o tür müzik etkinlikleri genellikle resmi makamlarca ya da onların denetimindeki kuruluşlarca düzenlenir. Bizde durum farklı: Ankara’daki, müziksever bir ailenin vakfı ve kurucularının iş âlemindeki etkinlikleri seçkin şarap üretimi. Bodrum Yarımadası’nın Turgutreis’indeki ise ülkenin büyük ticaret kuruluşlarından biri: Finans, otomotiv sanayi, inşaat, turizm, enerji ve başka etkinlikler.
Devlet, ikisinde de yok.
Ankara’daki Milli Eğitim Bakanlığı’nın Şûra Salonu’nda oluyor ama, düzenleniş tamamen vakfın işi.
Turgutreis’teki daha da ilginç: Bir yat marinasının yazları boşalan çekek yeri. Denize indirilmiş teknelerin boş bıraktığı alan dev bir sahne ve binlerce müzikseverle dolu. Deniz, tekneleri yüklenmiş, çekek yeri de müziği.
Ama, her iki festivalde de devlet, daha doğrusu Mustafa Kemal’in Cumhuriyet Türkiyesi her zaman yetiştirdiği sanatçılarla var. Kuruluş yıllarında yoktan var edilmiş konservatuvarların ürünleri, dış ülkelerde yetiştirilmeye yollanmış harika çocuklar, hepsini elinden tutan bir devlet. Türkiye Batı kültür müziğinin de mirasını devlet olmasa nasıl benimseyebilirdi ki? Bereket, şimdi onun mirasını yine Cumhuriyetin yetiştirdiği girişimciler sürdürmekte. Vatan, İnönü’nün deyişiyle onlara da “minnettar”..
Bir Ege akşamının çekek yerinde İngiliz Kraliyet Filarmoni Orkestrası’nın eşliğiyle İdil Biret’i dinlerken, Cumhuriyetin “şöyle ya da böyle” yine değişik biçimde de olsa yine yaşatılmakta olduğunu görüp teselli buluyor insan. İyimserliğe öyle susamışız ki...
237 defa okundu.
Habere Yorum Ekle
|
|
|
|
|
YAZI HAKKINDA YORUMLAR:
|
|